Yaa.
B
17:48
Bilinmedik diyarların birinde yeşilin yetmiş tonu, mavininse milyonunun olduğu bir orman varmış. Pırıl pırıl parlayan ırmakları balıklara, mercanlara, ördeklere, kazlara, kamışlara, sazlara, deniz atlarına, deniz kızlarına, deniz yıldızlarına hayat verirmiş, bir de tabii kurbağalara. Bir köşede kamışlar birbirlerine dolanmış, diğer köşede deniz atları çiftleşip ürüyormuş. Öbür köşede deniz yıldızları cilveleşip gülüyormuş, deniz kızı bile erkeğini bulmuş. Bahsedilmeyen tek köşedeyse kaderinde asla prenslik bulunmayan o kurbağa duruyormuş. Ne bir cadının eline düşmüş, ne bir perinin ne de bir prensesinkine düşecekmiş; ne bir öpücükmüş çaresi, ne de derdi küçük: kurbağa bir ördeğe aşıkmış! Bir ördeğe demek yeterli olmaz; bembeyaz tüyleri, parlak gagası, seslerin en basına sahip olan o ördeğe.
Bir çam ağacına sürtünüp çam sakızı bulanmış, sonra kavakların arasına sıçrayıp pamukçuklarla kaplamış vücudunu. Yassı iki dala iki delik açıp gaga yapmış kendine, ve bir ördek gibi davranmaya başlamış. Başını en tepeye kaldırıp sağa sola sallayarak, ayaklarının perdelerini onlar gibi açarak onlara yüzerken eşlik ediyor, küçük ayaklarıyla onlara yetişmek için olağan üstü çaba sarf ediyormuş kurbağa, çünkü seviyormuş ördeği. Rr derken sesini kısabildiği kadar kısıyor, Vak'ı en tiz haliyle söylüyor ve bir oluyormuş onlarla, nasıl uyum sağlayacağını iyi biliyormuş. Bilmediği bir şey varmış ki, o (en) olağan üstü koşulların hüküm sürdüğü ormanda bile bir ördek bir kurbağaya aşık olmaz, bir ördek bir kurbağayı asla ördek sanmaz ve yalanlarla kimse bir yere varmazmış.
Aptal kurbağa.
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder